25 Kasım 2009 Çarşamba

piknik


oldum olası severim pikniği
biz küçücük yaşlardayken bile giderdik maaile :)
.
geçen hafta alınmış bir karar vardı, dua etmiştim bir aksilik olmasın diye, olmadı veee gittik belgrad ormanına pikniğe :) hava da nasıl güzeldi, ama benim evden bir çıkışım var, kat kat giyindim, annem bi dünya laf etti sokak orası, ağaçlık, soğuktur, sen her ihtimale karşı iyi giyin, iyiki de giyinmişim hiç üşümedim...
.
sabah erkenden ben sevgiliye gideceğim sonra buluşacaktık ibrahim ve gülden ile ve yola çıkacaktık, biz hepimiz buluştuk ama sevgili ortada yoktu, bir proje için imzası gerekiyormuş ofise gitmiş sabahın köründe, dedim ki eminim dün beşiktaş maçına gidebilmek için acele edip savsaklamıştır imzayı falan o yüzden bugüne kalmıştır, doğruymuş :).
.
bu arada bin tembih etmelerine rağmen ben hazırlıklarımı yaptım, onlara kalsa kızlar hiçbir şey almayın sakın, giderken sarıyerde bir market var oradan alırız bıdı bıdı, dedim içimden çok biliyorsunuz siz, maydanoza varana kadar her şeyi aldım. Tabi benim amacım ibek'te gördüğüm melamin puantiyeli tabaklardan almaktı, ne tepe home kaldı bakmadığım ne de mercan yok yok yok bulamadım :( aslında fabrikasını ve toptan satış yapan yerini buldum ama bir koli melamin tabağı ne yapayım di mi ? Mercan'da aramma ise ayrı bir olay, yürü allah yürü ayağımda topuklu botlarla eminönünden o yokuşları çıkarak melaminci aradım, buldum ama desenleri hiç güzel değildi, almadım....
.
tabak ve bardak olayını migros markette çözdüm, güzel desneli kağıt tabak ve renkli sert plastikten bardak aldım, annemin yıkanabilir masa örtüsü, sebze, meyve, kuruyemiş, desenli peçeteler derken hazırdım..
.
sevgilimin 10 dk sonra çıkıyorum, çıktıktan sonra ise 10 dk sonra oradayım telefonlarının üzerinden 1 saat geçmişti ki geldi, nihayet yola çıktık, saat 11:30 olmuştu, bu arada piknik dedik ama kahvaltı edelim dedik, sarıyerde bir markette aldık soluğu, herkesin karnı aç deli gibi saldırıyoruz raflara, o kadar ki aldığımız her şeyin yarısı kaldı, bize hazırlık yapmayın dediler ama o kadar hazırlıksızız ki, sucuklu yumurta yapalım dediler, ben saf saf soruyorum piknik tüpü var mı ? cevap mangal alıcaz, delirdiniz herhalde ? tavalar nerededir markette, tavayı napıcaz ? off seda karnın acıktı kafan çalışmıyo herhalde, tamam sustum dedim ne alıyorsanız alın, mangal, kömür, tava hepsini aldık, fırına girdik ekmek aldık enginin gözüne az geldi geri döndük biraz daha ekmek aldık :) elimi uzattım başla istersen yemeye diye :)
.
su ve meşrubatlarımızı da aldıktan sonra tamam artık dedik gidiyoruz, eksikler için yapacak bir şey yok, tek eksiğimiz çay, markette çaydanlık bulamadık bulsak onu da alacaktık :) hiç aklıma gelmedi bir cezve arasaydık, mangalda cezve ile suyu ısıtıp poşet çay yapabilirdik, gözümüz açlıktan bir şey görmüyordu ki :)
.
çıktık yola, o yeşilliğin içine dalınca başka bir ruh haline geçiyor insan, hele önünden geçtiğimiz ve ahşap masaların olduğu bir yer vardı gökyüzü görünmüyor yerdeki yaprakların yansıması nedeniyle sapsarı her yer, çok güzelmiş burası dedim hemen, sevgili ise sabırsız daha gelmedik belgrad ormanına dedi, sanırım bahçeköy yolu üzerindeydik o sırada, sonra ormana geldik, ya orası güzeldi sanki deyip girmeden geri döndük, ayakbastı parası alan amcayı da kırmadık, oraya giren 3. araç bizdik, kimsecikler yoktu, konya ovasında yer bulamadık desem yeri yok o masa yok bu masa benim oradan oraya zıplamam yüzünden bir süre masa seçemedik, hepsi boş ya hepsi benim sanki :) bu arada arabayı park ederken ortaya çıkan görüntü çok komikti, lastik bütün yaprakları toplamıştı arkada da iz...



ama manzara çok güzeldi, hani fotoğraf çekmekten anlayan biri şahane kareler yakalayabilirdi, diyorum ya etraf sapsarı, ağaçlarda bir tane yaprak yok hepsi yerde, toprak falan görünmüyor sadece sarı sarı sarı... ben fazla fotoğraf çekemedim, masanın hemen yanında minik bir dere vardı,


bu ağaçlar da çok enteresan değil mi, ben de az önce makineden aktarırken farkettim, biri tamamen sarmaşık gibi bir bitkiyle kaplanmış, diğeri normal, ne tuhaf anlattım di mi, halbuki coğrafyam da iyiydi okulda..


sevgili homurdanıp elindekileri bir masaya koyunca tamam dedim burası oturuyoruz. Masayı yerleştirmeye başladık, e mangalı da yakmak lazım tabi ne de olsa sucuklu yumurta yapacağız, bitmiş halini görene kadar pek inanmıyordum aslında yapabileceğimize, tam mangalı yakacaklar bir baktık gazete kağıdı yok :) arabadaki bilumum broşürleri feda ettik :) çalı çırpı etraftan, kömür zaten almıştık, mangalımız yanmaya başladı, tabi yellerken masaya doğru uçuşan siyah parçacıklar için uyarsam da, ya ama burası orman yaa diye tepki aldım, peki dedim bugünlük titizlik bir kenara bırakıldı, dedim ama elimin altında kocaman bir paket ıslak mendil duruyor :) tabaklarıma bardaklarıma rengarenk olmaları nedeniyle laf söyleseler de mini mouse peçetelerimi atladılar, hatta uyardım peçetelerimle dalga geçmeyi unuttunuz diye :)


sucuklar piştikten sonra sıra geldi yumurta kırmaya, dedim ben kıramam, baktılar yüzüme tuhaf tuhaf, gerçekten dedim ben beceremiyorum onu çıt diye çatlatıp ortadan ikiye ayırmayı hep parçalanıyo kabuklar, engin ve gülden'e kaldı bu iş :)


tam yumurtaları karıştırırken sevgili ah yaa tuz yok dedi, var, nasıl yok getirdim ben dedim, bir aferin aldım demek ki dedim ne alıp almayacağımıza karışmayacakmışsınız :) benim o küçümsediğim ateş nasıl güzel pişirdi anlatamam, tadı nefisti..


yumurta pişince hemen oturduk masaya, bu arada bende bir baş ağrısı başladı, ki ben baş ağrısı falan bilmem hiç, engin şu ateş geçmeden sucukları ve sosisleri ızgaraya dizeyim dedi, daha yiyecek yani :) harika yemek yaptığını söylemiştim daha önce, eli de çabuk ne güzel di mi :) onlar da pişti kısa sürede, o tadı, o kömür ateşinde pişmiş sucukların tadını nasıl tarif edebilirim bilmiyorum, şahaneydi.. hava da şansımıza hala güzeldi, hatta hepimiz montlarımızı geldiğimiz andan beri hiç giymedik bile...


bi ara kafamı masanın ucuna çevirdim, bu ne dedim Allah aşkına, meşrubat reyonu sanki, kim hangi meyve suyunu bulduysa sepete atmış :)



ya içme sularına ne demeli :) 2 tane 5 litrelik su, sadece ben 1 bardak su içtim, ama su konusunda haklılar, olur da bir şeyler yıkamak gerekirse ve orada yoksa naparız demişler, vardı ama orada gayet iş görür bir çeşme... ben zaten evden her şeyi yıkayıp getirmiştim, annecim sağ olsun akşamdan hepsini yıkayıp kurumasını sağladı.

yedik yedik ve tıkandık, o temiz havadan mıdır bilinmez, doyduk demiyorum ama tıkandık, çünkü öyle deli gibi yemedik, hatta beyler % 100 doymadık biz yaa dediler :) ekmekler soğuyunca onları bile kızarttık


hani çocukluğumuzda yediğimiz tüpte çokokremler var ya onlardan almıştım sevgilim çok seviyor, kızarmış ekmeğe sürüp yedi :) sonra oradaki köpekler bizi ziyarete geldi, onlar da nasiplendiler yediklerimizden, isim bile koyduk onlara unuttum şimdi, bir tanesi çok ürkekti ne versen yedi, bu fotoğraftaki ise ay bi havalarda peyniri beğenmedi ama salam ve pastırmayı yuttu, ay yazıık diyorum ben, sevgili diyor ki ne yazık be benden çok et tüketiyor o diyor :)


bu arada tek tük gelenler olmaya başladı, hatta araçtan yüksek sesle müzik dinleyen bir grubun az sonra kolbastı oynamasından korktuk, yine başka bir grup mangalı yakamayıp bizimkindeki ateşi istedi, laf aramızda işimize geldi, bide onu söndürmek, uygun bir yere külü dökmek vardı :) kalkmamıza yakın hava serinlemeye başladı, montları giydik öyle oturduk.


çaysızlık başımıza vurmaya başladı, belgrad ormanında elbet bir yerde vardır diye o tarafa gitmeye karar verdik, oraya girişte de para ödedik, biz arabada otururken engin bir yere baktı çay var mı diye, geldiğinde koşun en az 8 tane demlik var yan yana dedi :) artık hava kararmaya başlamış hava da soğumaya başlamıştı, gittik çay içtik ve dönelim artık dedik
.
dönelim ama nereye, sinemaya..
newmoon'a gittik, onu da daha sonra anlatırım
benim baş ağrım ise hala devam ediyordu, filmden hiçbir şey anlamadım...
.
kısacası piknik çok güzeldi, bol kahkahalı, çokça çekişmeli, acayip keyifliydi, herkes tekrarlanması konusunda hemfikirdi :) en çokta ben :)

21 yorum:

tuku dedi ki...

sedaaa piknik güzel şey gerçekten sizinkininde güzel geçmesi süper hele kafa dengi insanlar olunca tadından yenmiyor

fotograf penceresinden dedi ki...

fotograflardan nasıl güzel bir gün olduğu anlaşılıyor :) çokokrem gördüm şu tüp şeklinde olanlar çok severim ben onları :)

Bellek Kutusu dedi ki...

Yıllar var pikniğe gitmeyeli, ne güzel yapmışsınız. Şu tüpte çokokremleri görünce çocukluğumu hatırladım:)

ELÇİN dedi ki...

seda daha ilk resime bakarken algıda seçiciliğin en güzel örneğini verdim :) ilk çokokremleri gördü gözüm.bayılırım

çocuk gibi onu emerken sakinleşip çocukluğuma gidiyorum ben :)

YILDIZ dedi ki...

Sedacım tabakları aradığın kadar varmış.Fotoda ilk dikkatimi çeken tabaklar oldu.Belki istediğin gibi bulamadın ama çok şekerler.

Çokta güzel bir piknik olmuş.Afiyet şeker olsun;)

joy dedi ki...

bu aksam fly inn?

Siu dedi ki...

kıskandım özendim çatladım patladım.. ilk iş hadi pikniğe gidelim demek olacak! :)

meltem dedi ki...

ay ay süper görünüyor yemeklerde siz de ben de çok seviyorum belgrad ormanını bi daha gittiğimde sucuk kokusu alırsam hemen yanaşıcam bakiiiim seda mı diye:):))

sedaca dedi ki...

evet tukucum yaa kesinlikle sevdiğin, muhabbetinden hoşlandığın insanlarla gitmek gerekiyor aks takdirde işkenceyi düşünsene, çok şanslıyız biz bu konuda :)

ceydacım bizim yaş grubunun favorisi kesinlikle :) ama sevgili diyor ki önceden metal tüpteydi bu şimdi herhalde raf ömrü için plastik olanıyla değiştirdiler, bozdular :)

kutucum alırım ben sana o çokokremden :) bi fikrim var, yaz gelince defdef ailesini de kandırıp hep birlikte pikniğe gidelim, ne dersin :)

sedaca dedi ki...

elçincim, bayılmayan var mı ona, hala çocuk gibi yiyoruz hepimiz, tüp ağızda komik bi görüntü ama kimin umrunda :)

yıldızcım, alt tarafı bir tabak diyoruz ama güzel olsun diye özendim ya deliler gibi tabak aradım :) kağıt falan ama renkli oluşu güzel oldu :)

joy, anlamadım şekerim, ya da galiba anladım, fly inn'e uzun zamandır gitmedim :)

sedaca dedi ki...

siuuu eeveeett gidelim, şahane olur, hadi, bay E'leri kandıralım yeter :)))

meltemcim, ben bi daha giderken sana haber veririm, birlikte yeriz sucukları, ne dersin :)

joy dedi ki...

o kadar emindim halbuki yahu.sevgilime bile gösterdim !!! ahahah sapık sanacaklar beni :)

sedaca dedi ki...

yok tatlım valla biz değildik :))) yoksa sevgili başka birisiyle mi gitti? onu tanıdın yanındakini de ben sandın :))

PINAR dedi ki...

:)))
defdef kadar olamıyosn şşıııtt diye tırıcaaann..

bir yumurtayı kırmaktan aczsin!!!

senmi hazırladın o sepeti doğru soyle.. imkan ihtimal yok. o tuzuda kesin annem koymuştur kesiin.

yada bi to do list yazmıştır sana.

ay unutuyosum. arabayı senmi parkettin¿ yok oyle bi şekil yapmışsında :)))

ps: Burak sana Victoria Secret'tan 2-3 ürün seçip bulursam kesin almamı buyurdu

ŞAKARCAN dedi ki...

çok keyifli geçmiş belli.hep böyle gül sen,mutlu ol,mutlu olun..:)

dikkatimi çeken bi kaç olaya değinmeden geçemeyeceğim.birincisi o kadar içeceği kim aldı..yok içinizde fil mi var,su aygırı mı onu merak ettim;10 litre su,yaklaşık 6-7 litre meyve suyu.tebrik ediyorum alanı,hala bi şey içmememiz lazım bittiyse onlar:)gerçi bay E ile bay İ'nin göbekleri potansiyele ahip ama neyse:P

ikinci dikkatimi çeken fotolar.nedense her birinde senin o kareden sonra 100 poz daha çektirme isteğin net bi şekilde okunurken yüzünden;yanında bulunan bay E.'nin "2 tane daha çektirirsek zıvanadan çıkıcam" diyen sessiz çığlığı kulaklarımda yankılanıyor bakarken;)

Allah nicelerini nasip etsin,nice güzel günler geçirin.bi gün ayarlayın 4'ümüz ya da 6'mız gidelim havalar çok soğumadan,olur mu sedacım;)

sedaca dedi ki...

pınarcan, hakkatten unutmuşum defdefi, öyle anlatıyordu di mi bi arkadaşına :)))

annemle birlikte hazırladık diyelim :p elbette yardım etti inkar etmedim ki, kadın yıllarca piknik sepeti hazırladı deneyim konuşuyor :)) o ? bu ? şu gibi hatırlatma sözcükleri oldu tabi
arabayı da ben park etmedim ama etseydim çok farklı olmazdı :)

ps anlamadım, hayır demem de nerden çıktı ki ?

sedaca dedi ki...

eniştecim amin hep gülsün yüzümüz

valla bu kadar içecek aldığımızı orada farkettik, kim aldı, kim ne aldı hiç farkında değilim, bit(e)medi tabiki, hele bazıları hiç açılmadı :))

fotoğraflara gelince, aynen dediğin gibi ne fotolar var, iç ses ne demek direkt vücut diliyle aaa yeter ama diyor, koymadım onları :)

benim ne kadar istediğimi biliyorsun, hepimiz gidelim, en kısa sürede :)

PINAR dedi ki...

Defne :
Mumurta öyle tırılmaz App. Böyle tırcan, şıt diye
Mumurtaya sucut da toy App
Şimdi ütü yap App
Cisin mi var senin App?
Sıtıldım, ben didiyorum App.
-
Alpi:
???

sedaca dedi ki...

ahaahah evet yaa defdefin böyle bir mumurta macerası var, onun kadar olamıyorum :)

Adsız dedi ki...

Böyle aktivitelerden gerçekleştikten sonra haberim oluyor. Hoş orda ne işim var yırtık dondan çıkar gibi ayrı mesele.. gül bahçesindeki kaktüs gibi olurdum şüphesiz. Neyse anacım siz yeterki mutlu olun, ben burdan takip ederim..

Bu arada şakarcan family e de bir ince sitem gönderiyorum

Saygılar

Melik

meltem dedi ki...

valla ben gelirim :)

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...