28 Kasım 2009 Cumartesi

bu muhabirler deli :)


bu akşam mabedimizdeki maç seyircisiz ya hani
az önce muhabirler saha kenarında "hatıra fotoğrafı" çektirdiler topluca
o kadar komik göründüler ki babamla çok güldük

bu arada gülden ve ben gidecektik güya bu maça :(
ne şans bizdeki
ama müstehak bana, sen 2000 yılından beri kombine al, bu sene alma...
böyle kalırsın işte..

hadi Fenerim,
yarın sevgilimle buluşcam, lütfen...
suratını asacak kötü bir sonuç olmasın


edit : bu ne yaaa, dakika 6, 2 tane gol oldu, gol olduğunu duymadık bile, pcye baktığım için babam uyarmasa anlamıyorum gol olduğunu, ruhsuz ruhsuz böyle maç mı olur be


editin içinden edit : bi daha edit yapmadan silicem bu postu 3-1 oldu yahu, yuh...
uuuffffffffffff

27 Kasım 2009 Cuma

işte bunu seviyorum, bayram böyle olur

.
amcamlar geldi az önce, hani bahsetmiştim daha önce çok sevdiğim amcam ve yengem var, onlar geldi bayram ziyaretine, hadi gitmeyin birlikte yemek yiyelim dedik, annem normalde bir sürü yemek yapar bu bayram yapmayacağım dedi, az yapacağım 2 gün aynı yemeği yemeyeceğiz, şaşırdık peki dedik :)

Erdi'nin şakasına ne yemek var diye sormasıyla ya gitmeyin hep birlikte yemek yiyelim dedim. Bizde kuzenim Erdi ve yine diğer kuzenim Levent her geldiklerinde yemek yerler, annem de her defasında sizin eviniz yok mu der ama yine de yemek hazırlar, seve seve :)

benim de ısrarımla kaldılar yemeğe, annemin azıcık tedirgin olduğunu hissettim, ona göre yemek az ya hani, ki yemek konusunda ölçü anlayışımız çok farklıdır onunla, anneme kalsa karnı acıkan herkes bi kuzu yemeli, çok açım derim bir tabak yemek yerim e hani çok açtın der, anne yedim ya doydum derim, normal acıkmışsın işte der :)

neyse biraz ondan biraz bundan bir sofra kurduk, ben takılıyorum anneme yok işte yemek rezil olduk diye, fırını açıp bir tepsi börek çıkarıyor, yengem diyor ki sen yok dedikçe evin her bir köşesinden yemek çıktı sus artık :) oturduk yedik, keyifle sohbetle, o az dediğimiz yemekler arttı bile, Hilal ile babam kim daha çok yiyecek diye iddiaya bile girdiler, Hilal yemek konusunda biraz problemli de...

sanırım yengem de benimle aynı fikirde, sevmiyorum ben öyle menü listesindeki gibi giriş, ara sıcak, ana yemek, makarna/pilav tatlı sıralamasını dedi. bak böyle çok daha güzel oldu, hem siz hem biz evde tek başımıza yemek yemektense birlikte yedik çok keyif aldık, bayram yemeği; öyle ağır süslü yemek yeyince değil böyle sevdiklerinle yeyince asıl bayram yemeği olur dedi..

bence çok haklıydı...
:)

bu vesile ile herkese ağız tadıyla geçirecekleri bayram dilerim..

aa unutmadan amcam hala herkese bayram harçlığı verir, bütün çocuklara, henüz evlenmediğim için ben de çocuk kategorisinde yer buluyorum kendime :) evlenince kesiliyor harçlık, taa ki çocuk olana kadar, o zaman çocuk alıyor harçlığı :)
işte bayramdan bayrama bir avantajını yaşıyorum bekar olmanın :)

25 Kasım 2009 Çarşamba

piknik


oldum olası severim pikniği
biz küçücük yaşlardayken bile giderdik maaile :)
.
geçen hafta alınmış bir karar vardı, dua etmiştim bir aksilik olmasın diye, olmadı veee gittik belgrad ormanına pikniğe :) hava da nasıl güzeldi, ama benim evden bir çıkışım var, kat kat giyindim, annem bi dünya laf etti sokak orası, ağaçlık, soğuktur, sen her ihtimale karşı iyi giyin, iyiki de giyinmişim hiç üşümedim...
.
sabah erkenden ben sevgiliye gideceğim sonra buluşacaktık ibrahim ve gülden ile ve yola çıkacaktık, biz hepimiz buluştuk ama sevgili ortada yoktu, bir proje için imzası gerekiyormuş ofise gitmiş sabahın köründe, dedim ki eminim dün beşiktaş maçına gidebilmek için acele edip savsaklamıştır imzayı falan o yüzden bugüne kalmıştır, doğruymuş :).
.
bu arada bin tembih etmelerine rağmen ben hazırlıklarımı yaptım, onlara kalsa kızlar hiçbir şey almayın sakın, giderken sarıyerde bir market var oradan alırız bıdı bıdı, dedim içimden çok biliyorsunuz siz, maydanoza varana kadar her şeyi aldım. Tabi benim amacım ibek'te gördüğüm melamin puantiyeli tabaklardan almaktı, ne tepe home kaldı bakmadığım ne de mercan yok yok yok bulamadım :( aslında fabrikasını ve toptan satış yapan yerini buldum ama bir koli melamin tabağı ne yapayım di mi ? Mercan'da aramma ise ayrı bir olay, yürü allah yürü ayağımda topuklu botlarla eminönünden o yokuşları çıkarak melaminci aradım, buldum ama desenleri hiç güzel değildi, almadım....
.
tabak ve bardak olayını migros markette çözdüm, güzel desneli kağıt tabak ve renkli sert plastikten bardak aldım, annemin yıkanabilir masa örtüsü, sebze, meyve, kuruyemiş, desenli peçeteler derken hazırdım..
.
sevgilimin 10 dk sonra çıkıyorum, çıktıktan sonra ise 10 dk sonra oradayım telefonlarının üzerinden 1 saat geçmişti ki geldi, nihayet yola çıktık, saat 11:30 olmuştu, bu arada piknik dedik ama kahvaltı edelim dedik, sarıyerde bir markette aldık soluğu, herkesin karnı aç deli gibi saldırıyoruz raflara, o kadar ki aldığımız her şeyin yarısı kaldı, bize hazırlık yapmayın dediler ama o kadar hazırlıksızız ki, sucuklu yumurta yapalım dediler, ben saf saf soruyorum piknik tüpü var mı ? cevap mangal alıcaz, delirdiniz herhalde ? tavalar nerededir markette, tavayı napıcaz ? off seda karnın acıktı kafan çalışmıyo herhalde, tamam sustum dedim ne alıyorsanız alın, mangal, kömür, tava hepsini aldık, fırına girdik ekmek aldık enginin gözüne az geldi geri döndük biraz daha ekmek aldık :) elimi uzattım başla istersen yemeye diye :)
.
su ve meşrubatlarımızı da aldıktan sonra tamam artık dedik gidiyoruz, eksikler için yapacak bir şey yok, tek eksiğimiz çay, markette çaydanlık bulamadık bulsak onu da alacaktık :) hiç aklıma gelmedi bir cezve arasaydık, mangalda cezve ile suyu ısıtıp poşet çay yapabilirdik, gözümüz açlıktan bir şey görmüyordu ki :)
.
çıktık yola, o yeşilliğin içine dalınca başka bir ruh haline geçiyor insan, hele önünden geçtiğimiz ve ahşap masaların olduğu bir yer vardı gökyüzü görünmüyor yerdeki yaprakların yansıması nedeniyle sapsarı her yer, çok güzelmiş burası dedim hemen, sevgili ise sabırsız daha gelmedik belgrad ormanına dedi, sanırım bahçeköy yolu üzerindeydik o sırada, sonra ormana geldik, ya orası güzeldi sanki deyip girmeden geri döndük, ayakbastı parası alan amcayı da kırmadık, oraya giren 3. araç bizdik, kimsecikler yoktu, konya ovasında yer bulamadık desem yeri yok o masa yok bu masa benim oradan oraya zıplamam yüzünden bir süre masa seçemedik, hepsi boş ya hepsi benim sanki :) bu arada arabayı park ederken ortaya çıkan görüntü çok komikti, lastik bütün yaprakları toplamıştı arkada da iz...



ama manzara çok güzeldi, hani fotoğraf çekmekten anlayan biri şahane kareler yakalayabilirdi, diyorum ya etraf sapsarı, ağaçlarda bir tane yaprak yok hepsi yerde, toprak falan görünmüyor sadece sarı sarı sarı... ben fazla fotoğraf çekemedim, masanın hemen yanında minik bir dere vardı,


bu ağaçlar da çok enteresan değil mi, ben de az önce makineden aktarırken farkettim, biri tamamen sarmaşık gibi bir bitkiyle kaplanmış, diğeri normal, ne tuhaf anlattım di mi, halbuki coğrafyam da iyiydi okulda..


sevgili homurdanıp elindekileri bir masaya koyunca tamam dedim burası oturuyoruz. Masayı yerleştirmeye başladık, e mangalı da yakmak lazım tabi ne de olsa sucuklu yumurta yapacağız, bitmiş halini görene kadar pek inanmıyordum aslında yapabileceğimize, tam mangalı yakacaklar bir baktık gazete kağıdı yok :) arabadaki bilumum broşürleri feda ettik :) çalı çırpı etraftan, kömür zaten almıştık, mangalımız yanmaya başladı, tabi yellerken masaya doğru uçuşan siyah parçacıklar için uyarsam da, ya ama burası orman yaa diye tepki aldım, peki dedim bugünlük titizlik bir kenara bırakıldı, dedim ama elimin altında kocaman bir paket ıslak mendil duruyor :) tabaklarıma bardaklarıma rengarenk olmaları nedeniyle laf söyleseler de mini mouse peçetelerimi atladılar, hatta uyardım peçetelerimle dalga geçmeyi unuttunuz diye :)


sucuklar piştikten sonra sıra geldi yumurta kırmaya, dedim ben kıramam, baktılar yüzüme tuhaf tuhaf, gerçekten dedim ben beceremiyorum onu çıt diye çatlatıp ortadan ikiye ayırmayı hep parçalanıyo kabuklar, engin ve gülden'e kaldı bu iş :)


tam yumurtaları karıştırırken sevgili ah yaa tuz yok dedi, var, nasıl yok getirdim ben dedim, bir aferin aldım demek ki dedim ne alıp almayacağımıza karışmayacakmışsınız :) benim o küçümsediğim ateş nasıl güzel pişirdi anlatamam, tadı nefisti..


yumurta pişince hemen oturduk masaya, bu arada bende bir baş ağrısı başladı, ki ben baş ağrısı falan bilmem hiç, engin şu ateş geçmeden sucukları ve sosisleri ızgaraya dizeyim dedi, daha yiyecek yani :) harika yemek yaptığını söylemiştim daha önce, eli de çabuk ne güzel di mi :) onlar da pişti kısa sürede, o tadı, o kömür ateşinde pişmiş sucukların tadını nasıl tarif edebilirim bilmiyorum, şahaneydi.. hava da şansımıza hala güzeldi, hatta hepimiz montlarımızı geldiğimiz andan beri hiç giymedik bile...


bi ara kafamı masanın ucuna çevirdim, bu ne dedim Allah aşkına, meşrubat reyonu sanki, kim hangi meyve suyunu bulduysa sepete atmış :)



ya içme sularına ne demeli :) 2 tane 5 litrelik su, sadece ben 1 bardak su içtim, ama su konusunda haklılar, olur da bir şeyler yıkamak gerekirse ve orada yoksa naparız demişler, vardı ama orada gayet iş görür bir çeşme... ben zaten evden her şeyi yıkayıp getirmiştim, annecim sağ olsun akşamdan hepsini yıkayıp kurumasını sağladı.

yedik yedik ve tıkandık, o temiz havadan mıdır bilinmez, doyduk demiyorum ama tıkandık, çünkü öyle deli gibi yemedik, hatta beyler % 100 doymadık biz yaa dediler :) ekmekler soğuyunca onları bile kızarttık


hani çocukluğumuzda yediğimiz tüpte çokokremler var ya onlardan almıştım sevgilim çok seviyor, kızarmış ekmeğe sürüp yedi :) sonra oradaki köpekler bizi ziyarete geldi, onlar da nasiplendiler yediklerimizden, isim bile koyduk onlara unuttum şimdi, bir tanesi çok ürkekti ne versen yedi, bu fotoğraftaki ise ay bi havalarda peyniri beğenmedi ama salam ve pastırmayı yuttu, ay yazıık diyorum ben, sevgili diyor ki ne yazık be benden çok et tüketiyor o diyor :)


bu arada tek tük gelenler olmaya başladı, hatta araçtan yüksek sesle müzik dinleyen bir grubun az sonra kolbastı oynamasından korktuk, yine başka bir grup mangalı yakamayıp bizimkindeki ateşi istedi, laf aramızda işimize geldi, bide onu söndürmek, uygun bir yere külü dökmek vardı :) kalkmamıza yakın hava serinlemeye başladı, montları giydik öyle oturduk.


çaysızlık başımıza vurmaya başladı, belgrad ormanında elbet bir yerde vardır diye o tarafa gitmeye karar verdik, oraya girişte de para ödedik, biz arabada otururken engin bir yere baktı çay var mı diye, geldiğinde koşun en az 8 tane demlik var yan yana dedi :) artık hava kararmaya başlamış hava da soğumaya başlamıştı, gittik çay içtik ve dönelim artık dedik
.
dönelim ama nereye, sinemaya..
newmoon'a gittik, onu da daha sonra anlatırım
benim baş ağrım ise hala devam ediyordu, filmden hiçbir şey anlamadım...
.
kısacası piknik çok güzeldi, bol kahkahalı, çokça çekişmeli, acayip keyifliydi, herkes tekrarlanması konusunda hemfikirdi :) en çokta ben :)

24 Kasım 2009 Salı

bugün...


çok duygusalım, sabahtan beri 3 oldu sevinçten gözlerim doluyor...

pazar günü piknik harikaydı, onu yazmam lazım bir türlü fırsat bulup yazamıyorum...

öğretmenler günü bugün, bütün öğretmenleri sarılıp öpesim var...

kıpır kıpır içim, çok umutluyum, herşeyden, gelecekten...

sevgilimi çok seviyorum

Lale'mi çok seviyorum

herkesi çok seviyorum

:)

delirmedim, iyiyim......

21 Kasım 2009 Cumartesi

bellek kutusu, sobe ! :))


"İşe yarar, dişe dokunur" her türlü yararlı bilgi, lüzumsuz mühimmat, kimi zaman "Fırsat Kapısı", kimi zaman 'Çıfıt Çarşısı'... Hazır giyim, gıda, teknoloji, otomobil, emlak, turizmde indirim, kampanya, promosyon, fırsat, her zevke ve her keseye dair dikkat çeken, göze giren, kulakta kalan, tüm 'useful' haberler Bellek Kutusu'nda. Gözünüzü üzerinden ayırmayın!
diyor sevgili kutu...
deli gibi takip ediyorum onu, gerçekten hayatta duyamayacağım kampanya haberlerini alıyorum ondan, geçtim haberi o kadar tatlı, o kadar sevecen bir üslubu var ki :) yorumları için bile okunur bellek kutusu :) yakın istanbul turu diyorsun hoop hemen bir indirimli tur haberi geliyor, kapadokya diyorsun bir acentenin kampanyası ilk postta geziye gel diyor, ya da kıyafet diyorsun 3 al 1 öde kaçırma aha adresi de şurada diyor, uçaktan iç çamaşırına, benzinden liköre, otomobilden ayva tatlısına tüm haberler onda...
tabi bu arada kimliği gizli, açıklamıyor, bi gün çıkıp ben aslında erkeğim bile diyebilir :) benim hep onunla ilgili tahminlerim oldu Pınar'a, ya rahatsız mısın, ne önemi var şimdi dedi pınar, olsun dedim ben çok seviyorum onu, bilmek istiyorum, rahat bırak kızı dedi :) bıraktım (aslında pek bırakmadım, kutu en son "kutu için çember daralıyor" dedi, o kadar hissettirmişim) :)))
amaaaaa
dün akşaaammmm
ona bir selam yolladım
heheh
kuşun kanadına bağladım, gönderdim
bakalım gidecek mi ?
bakalım kuş, bellek kutusunu bulacak mı ?
acaba doğru mu yollamışım ?
bekliyorum :)
heheehe
çok heyecanlıyım :)

20 Kasım 2009 Cuma

tuhaf iş'ler bunlar



kararsızlık,bugün evet, yarın hayır, çocukluk, şımarıklık, ben bilirimcilik, para varken yok, yokken var, tek dert etraf, yazık, günah, gereksiz, mahçubiyet, suçsuz insanlar, şok, üzüntü, gözyaşı, hayal kırıklığı, kızgınlık, nefret, terbiyesizlik, saklamak, utanmak, ben ben ben egosu, kaybetmek, kendi bacağından asılmak, toparlanmak, son, başlangıç, ümit, yeni, yepyeni, genç, yaş, heyecan, uzun yıllar, gelecek, para sende, huzur bende, cehalet, eğitim, alay, okul, farkı, fiyatı, no profesyonellik, yes kıroluk, başarı, emek, çaba, boşa, güven, söz, senet, fırıldak, karamsar, çirkin, küçük hesap, küçük kitap, küçük beyin, boş teneke, çok gürültü, gitmek, boşver, arkadaş, ben varım, sen varsın, biz varız, mutluluk, hafiflemek, sevmek, sevilmek, inanmak, başarmak....


babamın tespihi


tasarım ekibinden birisi numune gümüş yüzük yapmıştı, kapmıştım tabiki elinden benim bu diye
yusyuvarlak bir top var tepesinde, sıradan bir yüzük aslında, ama çok beğenmiştim, ölçüsünü de yapıp verdi hiç ses etmedi :)
taktığım bir gün babam gördü, önce biraz dalga geçti, sonra bak aklıma geldi dedi, bir arkadaşım var gümüş tespihi var, çok güzel, hani klasiktir değiş tokuş yapılır o kimseyle yapmıyor onu dedi, aynı senin bu yüzüğün tepesindeki gibi minik minik toplar işte, sorsana yapabilirler mi bana dedi
.
ben şok !
.
babam kolay kolay bir şey istemez, ee sorarım dedim hemen, annem bana kaş göz, noluyo be dedim
.
annem doğru mutfağa bana da kapıdan işaret, şimdi sen bu tespihi bulamıyorsun dedi, niye yaaa diyorum, çünkü 2 hafta sonra babanın doğum günü ve ona sürpriz yapıyoruz dedi :) cin gibidir annem cin :)
.
burada yaptırmadım ama hazır yapılmışını buldum (merak edenler için fiyatı da çok uygun) 2-3 gün sonra babama maalesef yapamıyorlarmış dedim, heheh annemin şifonyerinde çoktan saklanmıştı bile tespih :)
kıyamam yaa, olsun napalım dedi, hani insan der ki hazır bulursak alırız falan, yok onu bile demedi canım benim
.
neyse doğum günü geldi, geçti biz hediyeyi veremedik, çünkü şakarcan ailesi ve biz organize olup bir yere gidemedik, bir pazar günü babam ben balık aldım hadi yemeğe gelin dedi, heh dedik bizim yapacağımız yok bari babam pişirsin yiyelim :)
yedik yemeğimizi, sohbet muhabbet derken unuttuk, Pınarlar artık gitmek üzereyken aklımıza geldi, birlikte verdik :) ama o an o kadar komikti ki, adam tam paketi açacak burak öptü kutladı, o bıraktı tam açacak pınar öptü bırakın be ben heyecanlandım açsın artık dedim :)))) neyse açtı, o kadar şaşırdı ki, bi süre bişey diyemedi, güldü, kahkaha attı, "yaa" dedi "şimdi dünyanın en mutlu adamı benim" evirdi çevirdi, baktı :)
.
dedim bak tak yakın gözlüklerini, bu imame mi ne diyorsunuz orada adın soyadın yazıyor, tam altındaki topta 2009 yazıyor, laserle yazdırdım, sana özel


ha birde topların başladığı noktaya bak, aşağıya doğru annem, ben ve pınarın adı yazıyor dedim

bayıldı
tekrar tekrar teşekkür etti canım benim
.
keyifle kullansın inşallah
diyorum ki annem gibi bir eşi ve bizim gibi kızları olan adam ya sabır diye çeker ama, yok yok diyor hemen :)

18 Kasım 2009 Çarşamba

işte taçlarııımmm...

sevgili Yelda'nın blogunda görmüştüm,
sadece taçlar değil, boş kutulardan çekmecelerin içine yerleştirilen düzenleyicilere kadar bir sürü şey yapıyor hatun, ben de ölleee bakıyorum ekrana
Pınar'da bir arkadaşım için lohusa tacı lazım bana dedi, heh dedim tamam bahane de çıktı bana tamam ben alırım dedim zıpladım bloga
bi de indirim kilit sözcük galiba bizim için, Yelda pasajdaki ürünlerinde indirim yapmış, zaten uygun fiyatları indirim olunca, nasıl olsa kargo yapacak bari bir tane daha alayım oluyo insan :)
bi ondan bi bundan dedim mail attım Yelda'ya
bu kadar mı hızlı teslimat olur :) ertesi gün elimdeydi siparişlerim
.
bi de elinde hazır olmayanından seçmişim, hiç üşenmeden yeniden yapmış, sağolsun... Kafamda değişik şeyler var dediklerinden bahsetti biraz, şimdi onları da bekliyorum :)
.
taçlarımı, tokamı taktım taktım durdum şirkette, lohusa tacını denerken, bizde bir Recep abi var, önümden geçiyordu, o neee gafana guş mu gonduuu dedi, sen ne anlarsın bee dedim, kapının dibinde durmuş hala bana bakıyo, siyah-sarı çiçekli olanı taktım aha çocug çocug dedi :))) çok severim Recep abiyi, benim yaşımda kızı var, öyle alınmayız birbirimize, her sabah "suratsız, al çayını" der su bardağı ile çayı dan diye koyar önüme :) (evet sabahları çok suratsız oluyorum)
.
burada tekrar çok teşekkür ederim Yelda'cım, nasıl zarif nasıl güzel paketlemişsin bi de, ayrıca hediye için de çok teşekkürler.
el emeği çok başka bir şey, bir de ben kendimi özel hissediyorum o zaman ne bileyim öyle fabrikasyon değil ya farklı geliyo bana :)
.
Lale'ye de modellik yaptırdım birini onda çektim, çok güzel di mi ?

mim..


ilk kez mimlendim :)
sevgili birileri anlatsın mimlemiş beni, konusu nelere sinir olursunuz

tembelim ama biraz bu konuda, geciktim yapmak için, sırada bir tane daha mim var...

hatta mimi gönderirken, nelere sinir olduğunu ara sıra yazıyor demiş :) 5 madde değil 555 madde olsa yetmez bana, her an her şeye herkese sinir olabilirim ben :)

ama özetleyecek olursam ;

1- Yalan/aldatılmak bu hayatta dayanamadığım tek şey, niye yalan söyler bir insan ? yapıyorsan zaten sonuçlarını göze almışsın demektir, ee o zaman yalan söyleyip niye kıvırıyorsun derler adama, çok şükür ne sevgilim ne de yakınımdakiler bu kategoriye girmiyor, şanslıyım, ama iş hayatında çok maalesef

2- deliler gibi yiyip kilo almayanlara ve diyet yapmak gibi bir iradeye sahip olanlara (aslında kısacası agopun kazı gibi yiyen kendime sinir oluyorum)

3- hafta sonu planlarımın benden kaynaklanmayan sebeplerden dolayı bozulmasına acayip bozuluyorum

4- sokaklara çöp atanlara ve hatta tükürenlere deliriyorum, değil sinir olmak..

5- veee en son g s ye sinir oluyorum, adını bloguma bile yazmak istemiyorum, hiç sevmiyorum, hatta nefret ediyorum :)

benden bu kadar, tek tek isim yazmayacağım ama kimler istiyorsa alabilir :)

16 Kasım 2009 Pazartesi

cumartesi gecesi

daha önce bahsetmiştim, sevgilinin bir arkadaşı ve onun kız arkadaşıyla yemeğe gitmiştik
çok sevmiştim onları, böyle çiftler olarak bişeyler yapmayı sevgili pek sevmiyor, ama bu dörtlüye asla itiraz emiyor, hatta hoşuna bile gidiyor diyebilirim
onlar da başlarda bizim gibi ilişkilerin gizlemişler herkesten, o nedenle isimlerini yazmayacağım, hala bilmeyenler vardır diye..

cumartesi günü yemeğe gidelim hadi kızlar siz seçin dediler, peki dedik, bir sürü mekan geldi aklımıza ama bir türlü karar vermedik, neyse sonra bir yer seçtik bu sefer onlar yok olmaz dedi, tamam dedik bi buluşalım İstanbul büyük elbet buluruz bir yer..

ben müşterim yüzünden işten biraz geç çıktıktan sonra sevgiliye gittim, aslında planlarımda beşiktaş pazarına uğramak vardı (sevgilinin evine çok yakın) zor geldi, neyse sevgilinin odasını düzenledik, kurulması 6 ayı bulan dolabın kapaklarının kulpları takılmamıştı, neyse onları taktı, hala tek kapısının takılmadığına değinmiyorum bile :) o oflaya poflaya bunları yaparken fotoğraf çekiyorum diye bana da söylendi :)

neyse arkadaşlar geldi çıktık, ortaköye gitmeye karar verdik, mantı yemeye, mantıyı sadece biz hanımlar yedik, onların yediklerine çiğbörek ve zeytinyağlı yaprak sarma da eklendi, hatta öyle paylaşımcılar ki son kalan sarmayı böyle pay ettiler :)


çok güldüm hallerine, ben ısmarlayayım ehliyetimi (aldım artık elimde) ıslatalım dediysem de kabul etmediler.. çiğbörekler kocaman, mantı ise çok lezzetliydi..


havanın soğuk olmasına aldırmadan deniz kenarında bir yere oturduk, ısınmak için kaç tane çay içtiğimizi bilmiyorum, enginin çabasıyla tam kenarda oturduk, dalgalar gelince endişe etsekte manzara şahaneydi, garsonların getirdiği polar şal ile rahatladık :) muhabbet yine inanılmaz güzeldi, o kadar çok güldüm ki, üstümde olan "maç olmayan pazar günü" planladıklarımı yapamamanın verdiği sıkıntı, stress gitti, ama beyler söz verdiler bi aksilik olmazsa pazar günü piknik yapacağız, bu öneriye ilk benim evet dediğimi söylemeye gerek var mı ?

hafta içi çok sık görüşemiyoruz sevgiliyle, haliyle ben de hafta sonu özellikle de pazar günlerimi onunla geçirmek istiyorum. rahat rahat, sabahtan akşama kadar..

elimden fotoğraf makinesi düşmedi yine :) sevgiliyle fotoğraf çektirmek ona işkence gibi oldu ama, n'apalım :) fotoğraflar çekilirken çocuk gibi herkes birbirini güldürdüğü için adım adım koyuyorum halimizi :)

kriz geliyo bazen, bi de ben bu makinenin gece modunu, ışık modunu bir ayarlayabilsem ne iyi olacak :)


nihayet düzgün bir fotoğraf elde edebildik


bişey unutmuşum, burada gülmemizin bir sebebi de şu olabilir, evlenme lafı geçmeden ! çocuk isimleri hakkında konuşuyorduk, sevgili isim öneriyorum Fatih Sultan Mehmet dedi, ben de tamam doğururum ben sana 2 erkek 1 kız, sırayla birinin Fatih birinin Sultan diğerinin de Mehmet koyarız isimlerini dedim, o hariç herkes çok güldü :)) ki biliyo ben çok ciddiydim çocuk sayısı konusunda :) istiyorum tabi bilip bilmeden...

her şey iyi güzel de benim Büyükçekmece'de oturmam ve beni eve bırakmak gecenin işkence kısmı, saat 1:00 gibi evdeydim, sağ olsunlar getirdiler, ama ben her defasında mahcup oluyorum

şimdi piknik organizasyonunun iptal olmaması için dua etmem lazım, hava da güzel olur umarım, çünkü daha geçen gün, ya temiz hava alsak böyle ağaç koksa bi yerlere gitsek demiştim iyi oldu bu plan :)

vee bir sürü planım var süs püs için :) sevgili ibek'te görüp bayıldığım tabaklardan almak gibi mesela :)

hadi pazar gelsin desem saçmalamış olur muyum :)